10 Mayıs 2012 Perşembe
Yorgunluk Böyle Bişi İşte, Sonra Beni Saçmalatır.



Fotoğrafları bu kadar karışık postlar yayınlıyorum diye kimsenin beni kesmeyeceğini umuyorum. Aslında buraya yazı yazmak için hiç halim yok. Hatta şuan pc önünde bile vakit geçirmemeliyim, çünkü sınavlarım başlıyor. Ancak elimden düşüremiyorum. Çok fena cidden... Ve ben yorgunluktan ölüyorum. Tuşlara bile doğru düzgün basamamaya başladım. Q_Q
Neyse, ben oxford tarzı ayakkabı istiyorum. v.v
Sonra, bugün dershaneden çıkınca Yonca'ya resimli kupa yaptırmaya gittim. :3 Sonra ben ezik miyim lan, benim de olsun dedim. Şimdi iki tane yapılıyor. v.v Yonca'nın Oz'lu, benim ki Break'li. :3 Yaaay *o*
Reborn'un yeni sayısını sevdim ve ve ve ARKADA ÇALAN ŞARKIYI HİİİİÇ SEVMEDİM. 6918'DEN NEFRET ETTİĞİMİ BİLE BİLE ÇALIYOR BU BİLGİSAYAR, BİR DE SEVİYORUM, AMAN CİCİM BİŞİ OLMASIN SANA DİYE BAŞIMIN ÜSTÜNDE TUTUYORUM.
Livejournal'ım yetim kaldı. Q_Q Bana böyle ilham verecek siteler vermeniz felan çok cici olurdu hani. :3
2 Mayıs 2012 Çarşamba
Junko Furuta
Aslında bugün yazmayı düşündüğüm şey tamamen zevkli, hoş, sevimli şeyler içerecekti ama az önce okuduğum bir haberin ardından bugünlük böyle bir şey yapmamaya karar verdim. Daily post felan da yok.
http://lynnaisha.wordpress.com/2010/04/23/the-true-story-of-junko-furuta/
Bunu okuduktan sonra neden böyle bir post yazıyor olduğumu anlarsınız. Yine de kısaca özet verecek olursam bu 1988'de Japonya'da 17 yaşındaki bir kızın başına gelen gerçekten de çok iğrenç bir cinayet.
Junko Furuta aslında bir lise öğrencisi, ancak 4 tane genç tarafından kaçırılıyor ve 44 gün boyunca tutulduğu sürede bir insanın görüp görebileceği en berbat işkencelere maruz kalıyor. Kızın ailesine evden kaçtığı ve bir arkadaşında güvende olduğu söyleniyor, hatta zorla konuşturuluyor. Başına gelen şeyler gerçekten de çok üzücü.
Defalarca kez tecavüze uğruyor. Aç bırakılıyor, kendi üresini içmek zorunda kalıyor, vajinasına yabancı cisimler sokuluyor (şişe, sigara, tavuk şişleri, havai fişek -ki bu yakılıyor vs), defalarca dövülüyor, vücudunu yakıyorlar, karnına ağırlık düşürüyorlar, göğüs uçlarını kesiyorlar.
Herneyse, daha fazla devam etmeyi istemiyorum. Böyle işte, ne diyeceğimi bilemedim.
http://lynnaisha.wordpress.com/2010/04/23/the-true-story-of-junko-furuta/
Bunu okuduktan sonra neden böyle bir post yazıyor olduğumu anlarsınız. Yine de kısaca özet verecek olursam bu 1988'de Japonya'da 17 yaşındaki bir kızın başına gelen gerçekten de çok iğrenç bir cinayet.
Junko Furuta aslında bir lise öğrencisi, ancak 4 tane genç tarafından kaçırılıyor ve 44 gün boyunca tutulduğu sürede bir insanın görüp görebileceği en berbat işkencelere maruz kalıyor. Kızın ailesine evden kaçtığı ve bir arkadaşında güvende olduğu söyleniyor, hatta zorla konuşturuluyor. Başına gelen şeyler gerçekten de çok üzücü.
Defalarca kez tecavüze uğruyor. Aç bırakılıyor, kendi üresini içmek zorunda kalıyor, vajinasına yabancı cisimler sokuluyor (şişe, sigara, tavuk şişleri, havai fişek -ki bu yakılıyor vs), defalarca dövülüyor, vücudunu yakıyorlar, karnına ağırlık düşürüyorlar, göğüs uçlarını kesiyorlar.
Herneyse, daha fazla devam etmeyi istemiyorum. Böyle işte, ne diyeceğimi bilemedim.
1 Mayıs 2012 Salı
Öyle Böyle vs vs vs...
Uzun bir süre mimar olmayı düşündükten sonra okuldaki bölüm seçimleri gelince meslekleri incelerken aslında bana asıl uygun olan şeyin mimarlık değil de endüstriyel tasarım olduğunu fark ettim. Endüstriyel Tasarım ne yazık ki Türkiye'de diğer ülkelerde olduğu kadar gelişmiş bir bölüm değil ve iyi olan çok az yer var. Bir şekilde bu bölüme girmem gerekiyor yani, çünkü fark ettim ki diğer bölümlerle bu bölümde alacağım zevki almam çok zor olacak. Bu nedenle çok çalışmam gerekiyor ancak sınav haftasından çıktıktan sonra (iki haftadan fazla oldu) elime tek bir kitap dahi almadım ve yaptığım şeyler ya pc'nin başına oturup internette gezmek ya da babamla ps3'ü ilk kim kaparsa yapmak. Bir de dışarı çıkıp gezmek ve de kitap okumak. Kitap okumak iyidir, hoştur diyeceksiniz şimdi. Evet öyle ama asıl okumam gereken üç tane kitap var edebiyat sınavında çıkacak. Ancak benim yaptığım şey ise tam tersi, o kitapları okumak yerine yeninden benim beynimi ele geçirmiş olan fantastik edebiyata dalmak. En son 7. sınıfın sonunda bu kadar kafayı yemiştim fantastik diye ve 8'in sonuna doğru azalmıştı, ancak şimdi yine başladı benim bu hastalığım. Mesela dün yolda Ravenloft'tan Kara Gül'ün Hayaleti'ni bitirdim, bitince moralim bozuldu. >.<
Neyse, yeniden şu endüstriyel tasarım şeysisine dönüş yapalım. v.v Eveeet, istiyorum dedim ya bu bölümü, işte bu yüzden önce oturup bölüme girebilecek kadar puan almaya çalışmak yerine oradan buradan sevdiğim tasarımların fotoğraflarını topluyorum, diy çalışmalarına vs bakıyorum. Öyle ben bunu daha çok seviyorum diyebileceğim veya hiiiiiç sevmiyorum diyebileceğim bir tarz yok. Ama pek aşırı modern eşyaları sevmiyorum, neden bir fikrim yok. >.< Her neyse, yukarıdakiler de topladığım fotoğraflardan bazıları. Böyle arada bunları felan paylaşacağım. Şuan için konusuz, belki ileride bir konuları olur, ne biliyim yaratıcı mumlar, raflar vs vs tarzında. v.v
Başka başka... Dünden önceki gün Kapadokya gezisinden döndüm. Daha önce gitmiştim, bu sefer arkadaşlarımla gittim. Birkaç Japonla konuştum, Çinli'nin biri fotoğrafımı çekti, sapık bir aşiret felan filan vardı. v.v
Ayrıca Reborn'un yeni sayısına çok gıcık oldum. Akira Amano'ya gıcık oldum. Okuyun, siz de anlayın beni:
Reborn 368
ÇOK GICIK DİMİ? Q_Q
Böyle, bir de bunu dinleyip duruyorum bütün gün:
Aslında tam olarak bütün gün sayılmaz; filament, dear future ve kuusou mesorogiwi karışık gidiyorum. >.<
Bu kadar. v.v
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





















